PEKİ, YA MAĞDURİYET!

PEKİ, YA MAĞDURİYET!

PEKİ, YA MAĞDURİYET!

person access_time 13 Şubat 2018 Salı

 

 

 

 

Öyle ya!

Yapımı kadar…

Yıkımı da sorunlar yumağı şu; Kırklar dağı!

İğrençliğini…

Batak halini…

Oradaki rantın düşkünlüğü…

Kirli ittifakları…

Kimlerin aktör…

Kimlerin figüran..

Kimlerin de masumiyet karinesi içerisinde; "filmleştiğini" bilmeyen yok…

Yeniden de aktarmayacağım…

Bugün değinmek istediğim!

“Bir mağduriyeti başka bir mağduriyetle temizleyemezsiniz” gerçeğidir!

Ne yazık ki, durum böyle…

 

***

 

 

Şöyle ki…

Kırklar Dağı'ndaki konutlar…

Kentin siluetine bir hançer idi…

Tarihine…

Kültürüne…

Medeniyetine…

Şehrin seyirgâh alanı olma vasfıyla…

Burası "imara açılamaz, konut yapılamaz" dedik durduk…

Ama birileri açtı…

Nihayetinde, 6 yıl sonra da olsa; "yapılanlar yıkılıyor?!'

Yani yanlıştan dönüldü…

Diyarbakır'ın mağduriyeti giderilecek…

 

***

 

Tabi bunlar yapılırken…

Yüzlerce satılan konut var…

Evini barkını taşıyan var…

Tüm kazancını yatıran var…

Ki, Fettah Sögücü diyor ki…

"Ben alırken, bu evlerin hiçbir sorunu yoktu…

Tapularımız mevcut…

Kanuna aykırı, projeye uygunsuz bir şey yok…

Bütün bankalar kredi verdi…

Şimdi…

İmara açan da, imara kapatan da…

Yıkım kararı aldıran da…

Yıkım ihalesini yaptıran da; aynı kurum!

Bunun cezasını biz mi çekmeliyiz, yoksa bu kurum mu?"

Yani…

Hiç bir hak…

Hiç bir hukuk tanımadan "kapı" önüne konulduk…

Polis zoruyla…

Zabıta marifetiyle; "evler" boşaltıldı…

Peki, biz ne olacağız?"

 

***

 

İşte cevap istenen soru…

Buradaki mağdurlar ne olacak?

Ki birçoğu, hala bankaya kredi ödüyor…

Emekliliğini yatıran…

Geleceğini buraya aktaran…

Tarlasını satıp, konut alan…

Bankalara borçlananlar…

Ki Sögücü diyor ki; 850 bin lira zararım var?

Onun gibi niceleri..

 

***

 

Doğrusu…

Vakıa gündeme gelince…

Çevre ve Şehircilik Bakanı…

İl’in siyasileri…

Kentin tepe bürokratlarıyla istişarelerimizde; "şu formül" konuşuluyordu..

Devlet..

Buraları satın alsın..

Ki o tarihte, 60-70 milyon lira parasal bir tutar vardı..

İki yıl önce..

Arazi sahiplerine..

Konut alanlara..

Müteahhitlik yapanlara; ödeme yapılsın!

İş çözüme kavuşsun..

Kimse mağdur olmasın..

Diyarbakır da siluetine kavuşsun diye!

Herkes de hem fikirdi…

Birileri bu sesi ve fikri duysun!

 

***

 

Yoksa…

Kent mağduriyetini…

Başkalarını mağdur ederek; telafi etmek!

Hakkı…

Hukuku…

Adaleti…

Ve sosyal devlet nizamını, zafiyete uğratır…

Ki vebali de ağırdır…

 

***

 

 

BİR HAFTA DAYANABİLDİ?

 

 

Yine bize ait…

Klişeleşmiş bir ifade…

"Sağlık, sağlıksız" işliyor…

Ne yazık ki; dibine kadar…

İşte Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi…

Başhekim Prof. Dr. Cengiz Demir…

Ki atanalı bir hafta olmadı…

Van 100. Yıl Üniversitesinden gelmişti…

Dün, "istifa" kararı aldı; "ben bu görevi yapamam" diye?

Sözlü istifada bulunmuş…

İstifaya dair çok söylenti var…

Özellikle "işleyiş" adına…

Tabi vakıa taze olduğu için; "girmek" istemiyorum…

Nitekim bir açıklama da yok…

Ancak şu bir gerçektir ki…

Diyarbakır'daki sağlığın işleyişi "sağlıksız" işlediği sürece..

Yani, liyakatsiz…

Ehliyetsiz…

Sadece rant odaklı; "zihniyet" var olduğu müddetçe!

Çark hep; "yontucu" olacak?

Demir bir hafta dayanabildi…

Ne diyelim?

Ki burası, bir yıldır geçici "başhekimlikle" yönetiliyordu?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AFRİN'NİN KODU BÜYÜK ORTADOĞU!

 

Dedik ya!

Safların net ve bir olması gerekir…

İri, diri ve "bir" olmak için…

Ama nerdeee?

Olsaydı hal-i vaziyet böyle mi olurdu?

Ne mümkün!

İşte, Afrin operasyonun ülkedeki kriminal hali...

Ülke savaş halinde…

Peki, içteki "siyasi hizip" ne âlemde?

Maalesef; "şer ittifakı" makineli gibi ateş ediyor..

Saldırı modunda…

FETÖ'cüler..

Seküler Türk solu..

Seküler Kürt solu…

Ulusalcılar…

Radikaller..

Ruhen..

Bedenen..

Yani fiziken birbirleriyle zıt olan kutuplar bile..

Topyekûn "şuursuzluk" içinde…

Akıl kilitlenmesi…

Tek hedefe odaklı; "karşıt" saldırıyorlar…

Zihinlerinde…

Gözlerinde..

Duygularında; zerre-i miskal.

Ne millet sevgisi…

Ne ülke sevgisi…

Ne de vatan sevgisi…

Ne de hakların kardeşliğine bağlı, kutsal irade?

Yok…

Bulunmuyor…

Yoksunlar…

Düşünmüyorlar da…

Algı üzerine algı…

Kumpas üzerine kumpas…

Sinsilik üzerine sinsilik; "operasyonu" içerisindeler…

"Kim kimi yer" misali…

ABD mi?

AB mi?

Siyonizm mi?

Emperyalizm mi?

Ve bilumum illegal terör örgütleri mi?

Hak getire!

Hepsiyle; "kanka" misali, iş tutuyorlar...

Tek bir söz…

Tek bir karşı çıkış…

Tek bir, olumsuz tavır sergilemiyorlar…

Bilakis…

Onlarla "saf" tutmuş gibi hamle geliştiriyorlar…

Ekmeklerine yağ sürüyorlar…

Kolektiflik içerisinde; "toplumsal bir hasımlık" üretiyorlar…

AK Parti iktidarına hasımlar…

Özellikle de, Erdoğan'a "diş" biliyorlar…

Erdoğan gitsin…

İktidar düşsün…

Gerisi "tufan" olsun…

Kim gelirse gelsin…

Darbe mi oluyor?

ABD mi ülkeyi ele geçiriyor?

Türkiye, "Siyonizm’in" sömürgesine mi giriyor?

Millet mi, vatan mı, devlet mi?

Kimin umurunda?!

Hele ki, Ana muhalefet partisi…

İçindekiler…

HDP…

Ve peşinde koşanlar…

Kendine "sivil" yapı ismi takanlar…

Ki iktidarın çevresinde olanlar…

MHP…

Onlar da maşallahları var…

Ha bire birbirlerine karşı; "Ateşi körüklüyorlar!"

Dikkat edin!

Hepsinin ağzındaki çiğnenen sakız; "şiddet!"…

Başka yok!

Velhasıl kelam…

Küstahlık, gırtlakta…

Baksanıza…

Bunca şehit verilirken…

Bunca askeri mücadele ortaya konulurken…

Ülke "savaş" halinde iken…

Binlerce öldürülen, örgüt militanları bulunurken…

Her geçen gün durum kötüleşirken…

İnsan kanı oluk gibi akarken…

İçte…

Dışta…

Ortadoğu'da; 3. dünya savaşı mı başladı denilirken…

Ne yazık ki…

Herkes kendi meşrebinde…

Hele ki bir kesim var…

Akla ziyan…

Yazarı, çizeri…

Ki ana muhalefet de…

Diyor ki…

İktidar…

ABD ile "işbirliği" bunları yapıyor…

Yani, Türkiye ABD ile anlaşmış…

Nasıl bir hezeyan?

Nasıl bir kör taassup…

Nasıl bir iğrenç düşünce akımı; anlamak zor…

Tüm bu olup bitenler "başkanlık sistemi" içinmiş?

Ebe yuh yani…

 

 

 

***

 

 

ŞU GERÇEĞİ GÖRÜN!

 

Yineliyorum…

Ki yenilemeye devam edeceğim…

Beyler…

Bayanlar…

Afrin'in "kodu" Büyük Ortadoğu projesidir…

Projeyi dayatan da ABD'dir…

Projeden nemalanmak isteyen Siyonizm’dir…

Artığından, beslenmek isteyen Rusya'dır…

Çünkü…

ABD "elini güçlendirmek" için!

Kürtleri de…

Türkleri de…

Dün, kendi topraklarında "vuruşturdu!"

Elini güçlendirmek için…

Bugün de; "Siyonizm" adına…

Türkiye'yi, Suriye batağına çekiyor…

Kürtleri de, "batağın" vesayet emanetçileri olarak saldırtıyor…

Rusya da…

Artıktan güçlenebilmek için…

Kürtleri ve Türkleri "savaştırıyor!"

İşte resim bu…

Onun için…

Şu gerçeği görmemiz gerekir…

ABD…

Ne dün, ne bugün…

Ne de yarın…

Hiç bir şekilde;

Türkler açısından…

Kürtler açısından…

"Kutsanan bir dost!" olmamıştır…

Hep "içten pazarlıklı hasım" olmuştur…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu makale diyarbakirsoz.com sitesinden alınmıştır.

Yorum yap